Mozambik

mozambik
MOZAMBİK'DE, KRİSTAL GİBİ BERRAK DENİZİ, DOĞAL AKVARYUMUYLA ÜNLÜ BAZARUTO ADALARI VE GORONGOROSO ULUSAL PARKI

Mozambik_Vilankulosda_Sahil

KRİSTAL GİBİ BERRAK DENİZİ, DOĞAL AKVARYUMUYLA ÜNLÜ BAZARUTO ADALARI VE GORONGOROSO ULUSAL PARKI

İtalyan bir grupla, arkadaşım Floria'nın rehberliğinde çıktığım 23 günlük Mozambik yolculuğu daha çok kıyıları takip ederek kuzeyde, Tanzanya sınırına yakın Pemba 'da bitecek. Bu yolculuk için en iyi zaman kurak iklimin hüküm sürdüğü haziran ayı. Eski bir Portekiz sömürgesi olan Mozambik'te Portekizce konuşuluyor. Bir sahil kenti olan Maputo'da koloniyal yapılar ve yeşillikler göz alıyor.Yine koloniyal bir yapı olan tren istasyonuna girip çıkan yolcuları seyrediyoruz. Botanik bahçesini gezdikten sonra başlayan yağmur bizi Avenida Machel'in köşesindeki Continental kafeye girmeye zorladı. Adını, ülkenin bağımsızlığını kazanmasında büyük rol oynayan Samora Machel'den alan kafe bir zamanlar Maputo'nun en şık kafesiymiş ama parasızlıktan kafenin güzel eşyalarını satmışlar.

Uzun bir bağımsızlık mücadelesi verilen ülkede 1995 den beri barış içinde yaşayan halkı işsizlik, yoksulluk oldukça zorluyor. Bir çiftçi ailesinin çocuğu olan kurtarıcıları Machel, hastabakıcılık yüksek okuluna parası olmadığı için kayıt yaptıramaz, Bombarda hastanesinde işçilik yaparak eğitimini tamamlar. Hastanede beyaz işçilerin siyahlardan daha az maaş aldığını farkeden Machel daha sonra gazetecilere düşüncelerini şöyle açıklayacaktır; ''Zengin adamın köpeği, zenginliğinin kaynağı olan işçilerinden daha fazla aşı oluyor''. Daha sonra Portekiz ordusuna karşı süren mücadelelerde yer alır, 1962 yılında Mozambik kurtuluş cephesine katılan Machel'in devrimci hükümeti nihayet 25 haziran 1975 de işbaşına gelir ve kendisi ülkenin ilk devlet başkanı olur.

Afrika'ya has en zengin ritm ve müziğin Malawi ve Mozambik'te olduğu söylenir, özellikle Maputo'da çok iyi müzik dinlenen kulüpler varmış ama biz yorgunluk ve uykusuzluktan hiç birine gidemedik. Ertesi gün erkenden cip, kamyon arası aracımızla beyaz iki katlı evlerin olduğu çok güzel bir sahil kasabası Xıaı Xıaı'dan geçerek Tofo köyüne geldik. Üstü sazlarla kaplı tipik Afrika görüntüsü veren bungalowlarımıza yerleştik. Issız, upuzun sahilde başının üstünde taşıdığı sazlarla geçen adamı ve güneşin batışını izlemek bana dünyanın çok egzotik bir köşesinde olduğumu hatırlatıyor. Akşam yemeğinde iyi bir gurubun çaldığı müzikler eşliğinde nefis deniz mahsülleri yemek hepimizi mutlu ediyor. Ertesi gün köyün küçücük meydanındaki pazardan tahta heykeller, kumaşlar satın aldık, gezi boyunca bir çok pazar gezdik ama Tofu köyünden aldığımız heykeller en güzelleriydi. Pazardan Jumbo karidesler aldık ve minik bir lokantada pişirtip zevkle yedik. Bu deniz ve yemek gezisi olacak galiba diye gülüşüyoruz. Ertesi gün gittiğimiz on kilometre uzunluğundaki sahilde koca yengeçler dalgalardan bir görünüp bir kayboluyordu.

mozambikBugün Mozambik'in en büyülü en egzotik yerlerinden biri olan ve XI. yy da Arap tüccarların uzun Afrika yolculuklarında uğradıkları bir liman olan İnhambane'deyiz. XVI.yy da Portekizliler gelmiş adaya ve pamuklu kumaş endüstrisi başlamış. Gittiğimiz pazarda kadın satıcılardan biri üzerimdeki penye ceketi istedi, o cekete ihtiyacım olacaktı ama öyle sevimli istiyor ki üzerimden çıkarıp verdim. Nasıl sevindi, kahkahalarla arkadaşlarına nispet yaptı ve bana bir mandalina hediye etti. Mozambikliler hem çok cana yakın hem de çok güzel insanlar, kadınlar bellerine doladıkları renk renk saronglarla inanılmaz güzeller, çocukların güzelliği ve şirinlikleri anlatılır gibi değil .

Oğlak dönencesinden ve iki yanı baobab ağaçlarıyla çevrili kırmızı topraklı yollardan geçerek Vilankulos'daki Baobab köyüne geliyoruz. Baobab ağaçları Afrika'ya has, ipek gibi kabuğu olan kalın bir gövde üzerinde,ilk görüşte kuru sanacağınız incecik dalları olan bir ağaç. Yazın ince dallarında minicik yapraklar oluyor. Büyük bir bahçe içindeki Baobab beach'teyiz ve odamız çok güzel. Dünya güzeli kızı Melena ile yaşayan Baobab Beach'in müdiresi Rebecca'yı otelin sahibi sandık meğer Mozambik'teki bir çok yer gibi buranın sahibi de Güney Afrika'lıymış. Sabah gün ağarırken giden balıkçılar öğleden sonra en geç dört civarında sular çekilmeden dönmek zorundalar. Balıkçıların dönüşte getirdikleri balıkları, kabuklu deniz mahsüllerini kumsala yayıp satıyorlar. Med ve cezirin çok kuvvetli görüldüğü bu cennette üç gün kalıp günü birlik tekneyle civardaki diğer adaları gezeceğiz. Dünyanın en güzel denizine sahip Bazaruto'da beş ada var, deniz kaplumbağalarıyla birlikte 2000 kadar balık çeşidi yaşıyor. Vilankulos'a 10 km. Uzaklıktaki Bazaruto adası beyaz incecik kumları, turkuaz mavisi denizi ve çevredeki kuşlarıyla büyüleyici ama asıl büyüleyici olan iki kilometreye yayılan akvaryum denilen yerdi. Kristal gibi berrak suyun içinde sarı, lacivert, kırmızı, renk renk kocaman balıklar mercanların üzerinde dolaşıyor, neredeyse elimi uzatsam dokunabileceğim mesafede. Tekneden suya atlamadan önce kesinlikle mercanlara dokunmamamız tembih edildi çünkü mercanların açtığı yaralar aylarca kanarmış. Dünyanın bir çok yerinde sanayi artıklarından mercanlar yok olmaya yüz tutarken burada henüz doğanın korunuyor olması çok güzeldi.

Hindistan cevizi ağaçlarıyla dolu Magaruque adasında küçük kızlarıyla ve tavuklarıyla birlikte tek bir aile yaşıyor. Yerleşim olmayan bu adada topladıkları otları Mozambik usulü havanda dövüp çorbaya benzer bir yemek pişiriyorlar, bazı günler de denizden avlanıyorlarmış. Adaya geldiğimiz teknenin sunduğu iri pavuryalar,salata ve tropikal meyvelerden oluşan öğle yemeğine herkes bayıldı, komşularımıza da ikram ettik.

Ve bugün yolumuz uzun, 400km yol katederek Chitengo'daki Gorongoroso ulusal parkına varıyoruz,varır varmaz çadırlarımız kuruluyor, ben ilk kez çatırda uyuyacağım. Havuzun kenarında etrafın sessizliği içinde ertesi gün çıkacağımız safariyi düşünüyorum, göreceğimiz hayvanlar beni şimdiden heyecanlandırıyor. Ertesi gün erkenden cipe bindik, göller, nehirler yemyeşiller içideki ulusal park çok güzel. Çok şirin impalalar, maymunlar ve timsahlar gördük, ne yazık ki aslan, kaplan pek göremedik çünkü iç savaş sırasında ne yazık ki hayvanların çoğu öldürülmüş.

İki gün kaldığımız Gorongoroso'dan Caiao'ya varana kadar katettiğimiz yol çok güzeldi, nehir kenarında yıkanan kadınların, çocukların görüntüsü inanılmazdı. En sevdiğim fotoğraflarımı burada çektim diyebilirim. Mozambik'te çok çocuk olduğu için çok da okul var. Yolların kenarında açık hava okulları gördük, çocukların her koşulda eğitim almalarını görmek ne güzel.

Daha sonra Caiao'dan Afrika'nın en uzun, dünyanın en önemli nehirlerinden biri olan Zambesi nehrini geçerek Quilimane'ye gideceğiz. Sıra sıra balıkçı lokantalarının olduğu limanda beklerken yine evindeki kadar rahat, neşe içinde sabunlanıp yıkanan kadınlar görüyoruz. Eğlenceli liman bekleyişinden sonra karşıya geçişimiz oldukça maceralı oldu. Bir görevli araçlardan inip tekneye binmemizi söyledi, biz araçların da aynı tekneye alınacağını sanıyoruz ama sırası geldiğinde tekneye alınacakmış. Karşı tarafta uzun bir bekleyişten sonra taşımanın o gün bittiğini öğrendik. Şaka gibi, aracımız, eşyalarımız karşıda biz bu taraftayız ve yanımızda sadece sırt çantalarımız var, hepimiz gülmeye başladık. Hava soğumaya başlayınca ne yapacağız diye düşünmeye başladık, giyecekler cipte kaldı. Mozambikli bir kadınla evlenip oraya yerleşen İtalyan'ın bizi gelip almasını beklerken üşümemek için oradaki dükkandan hepimiz birer euroya penye ceketler aldık. Hava karardı, önümüzü göremeden karanlıkta 20, 25 dakika kadar yürüdükten sonra hafif tepede, geniş bir alana kurulmuş bir dağ oteline vardık. İçimizde sorun çıkaran kimse yok, yine çok keyifle yedik, içtik, sohbetler ettik. Ertesi sabah cipimize kavuştuk ve bu defa Mozambik'in iç taraflarına, daha sonra kimsenin ayrılmak istemediği yemyeşil çay bölgesi Grue'ye doğru yola çıkıyoruz.

İkinci bölüm; Grue, Mozambik adası, İbo adası