Havana

k3

ANTİLLER’İN İNCİSİ, KÜBA’NIN BAŞKENTİ

Yengeç dönencesinin hemen başında, Meksika körfezinin girişinde yer alan Küba, coğrafi konumu ve zengin doğal kaynaklarıyla uzun yıllar başka güçlerin çekişmesine sahne olmuş. Zengin tropik bitki örtüsüne sahip olan Küba 3700 den fazla ada ve adacıklardan oluşuyor.Başta Havana olmak üzere adanın her yanında zengin su kaynakları bulunuyor.

Havana’daki ilk günümüzde insanlarının sıcaklığı hemen bize de geçiyor, kendimizi hiç yabancı hissetmiyoruz. Yollarda bir daha asla görmiyeceğiniz insanlarla ahbaplık ediyorsunuz. Büyük bir ekonomik sıkıntıya rağmen bu insanlar yaşamı içlerinde hissediyorlar, yoksulluğa direniyorlar. Şıklıkdan ziyade rahat ve iklime uygun şekilde giyiniyorlar. Sokaklarda gezerken, tuvalet kağıdının kartonlarından yaptıkları bigudilerle saçlarını sarmış kadınlara rastlayıp, kadın heryerde kadındır diye düşünmeden edemiyorsunuz. Caddeler, parasızlıktan yağlı boya ile kalın, hatır hatır boyanmış eski amerikan arabalarıyla dolu. Otobüslerin bir eşi dünyada varmı bilmiyorum, eski tırları bozup kocaman otobüsler yapmışlar. Otobüs duraklarında inanılmaz bir düzen var, kalabalığa rağmen hiç itiş kakışa rastlamadık, insanlar birbirine son derece saygılı. Duraklarda sıra olmasa bile son gelen daima diğerlerine, sen sonuncumusun diye soruyor ve o kişiden sonra otobüse biniyor.

Küba müzikleri Küba’lıların yaşamında önemli bir yer tutuyor. Her meydanda kafeler, barlar göze çarpıyor, buralarda Küba müzikleri çalınıyor.

Bu kenti tanımaya, Havana’lılarla birlikte yürüyerek sokaklarından başlamalısınız. Kentte ilk dikkati çeken şey geniş caddeler, çeşitli parklar, deniz kenarı yani Malecon ve görkemli bir yapı olan Capitolo, eski kiliseler, eski meydanlar. Koloniyel kültür, Havana’nın bir çok yerinden görünen büyük İsa heykeli MONTE CRISTO DE HAVANA ile son buluyor. Son olarak Limandaki eski kaleden kente baktığınızda ise büyüleyici bir manzara görüyorsunuz.

CAPİTOLO

Paseo del Prado’daki büyük meydanda bulunan, Havana’nın en önemli yapısı olan Capitolo’nun yapılış amacı, halkın temsil edildiği yer olan senato. Beyaz saraya çok benzeyen Capitolo halk festivali olan 20 mayıs 1929 da açılmış ve ilim akademisi merkezi olarak kullanılmaya başlanmış, şimdi ise ilim ve çevre bakanlığı olarak kullanılıyor. Sert bir taş olan capellania taşı kullanılarak yapılmış olan bu görkemli yapı kentin kenar mahallelerinden bile görülebilecek yükseklikte. Yapımında bir düzine mimar, mühendis ve iki binden fazla işçi çalışmış. Binaya yüksek basamaklarla giriliyor. Merdivenlerin en üstünde, giriş kapısının sağında ve solunda olmak üzere yedi metre yüksekliğinde , çalışan insanı, emekçiyi temsil eden iki bronz heykel bulunuyor. Bu heykelleri İtalyan heykeltraş Angelo Zanelli yapmış Binanın dış cephesini büyüleyici güzellikteki sutunlar süslüyor. İçeri girdiğinizde kubbenin tam altında çok büyük bir salon var ve bu salonda yine Zannelli tarafından yapılmış olan, onyedi buçuk metre yüksekliğinde, kırk dokuz ton ağırlığında cumhuriyet heykeli bulunuyor. Heykelin tam ayağının dibinde çok kıymetli bir pırlanta duruyor. Burdan iki büyük salonu sağlı sollu görebiliyorsunuz. Kütüphane ve konferans salonu son derece şık dekore edilmiş. İçinde ayrıca çok güzel bir meclis salonu var.

Capitolo’nun önünde, Havana’lıların en çok sevdikleri Paseo del prado yer alıyor. 1772 de Torre markizi tarafından yaptırılan bu orijinal bulvarda, Paris, Madrid ve Florsansa’dan gelen aristokratların yaptırdıkları saray yavrusu evler var. Bu bölge uzun yıllar aristokratların ikamet ettikleri yer oldu. Havana’lılar, bu tarihi ve romantik bulvarın başında duran bronzdan yapılmış aslan heykelinin caddeye bekçilik ettiğini söylüyorlar. Karnavallar, gösteriler hep burda yapılıyor, halkın geleneksel kutlama yeri burası. Bu caddenin üzerinde bulunan Neptün sokağındaki, bu günkü adı Alameda de İsabel 2 olan San Salvador kalesi aynen korunuyor. Yine bu cadde üzerinde Tacon hapishanesinde acı çekerek ölen insanların şahidi olan ve onların anısına yapılmış şehitler parkı var. Bu yolun sonu Malekon’a gidiyor. Deniz kıyısını kurutmak ve daha güzel bir görünüm almasını sağlamak amacıyla 1901 de malecon duvarının inşaasına başlanmış ve yapımı elli yıl sürmüş. Malekon kıyı boyunca, yedi kilometre ilerideki Armendares nehrinin denize döküldüğü yere kadar devam ediyor. Bu duvar, kenti aynı zamanda denizin dalgalarından ve rüzgardan koruyor. Paseo del Prado’nun bir başka yolu da Çin mahallesine çıkıyor. Bu bölgede çok ucuz ve çok lezzetli yemekler yenebilen çin lokantaları var. Zaten Küba’nın oldukça karmaşık bir yapı gösteren nufusu, geçmiş yüzyıllarda adaya çeşitli etnik toplulukların yerkeşmesinin ürünü. İspanyol sömürgeciliği Kristof kolom’un ekim 1492 deki ilk yolculuğunda keşfedip İspanyol toprağı ilan ettiği Küba’da ilk kalıcı yerleşim, Diego Velazquez’in 1511 de Baracoa’yı kurmasıyla başladı. Çok geçmeden ada yedi belediyeye ayrıldı. Bu belediyelerin en önemlileri Havana, Puerto Principe, Santiago de Cuba ve Sancti Spirutus’tu. İspanyolların istilasından önce 80 ila 100bin civarında olan yerliler büyük ölçüde ortadan kalktığından, daha sonraları da başka topluluklara karışıp eridiği için bu gün yerli özelliğini taşıyan birkaç aileye yalnızca adanın doğu ucunda rastlamak mümkün.

18inci yüzyıla girerken hayvancılık ve tütün üretiminin yanısıra şeker kamışı plantasyonları açılıyor.Toplam nufusun yüzde onikisini oluşturan Afrika kökenliler ise şeker plantasyonlarında çalıştırılmak üzere adaya getirilen köleler. Büyük çoğunluğu İspanyol olan Avrupalı göçmenlerin yoğun akınına uğramış olan Küba’da bugün Afrikalıların ve Avrupalıların karışması sonucunda sayıları hergün artan Mulottolar oluşmuş. Köleliğin kalkmasından sonra tarım işçisi olarak getirilen Çinliler ise küçük etnik bir topluluk.

Monserrat caddesinden yolumuza devam ettiğimizde kendimizi eski büyük tren istasyonunun önünde buluyoruz. Trenle bir yere gidebilmek ya da trenin ne zaman kalkacağı söylediklerine göre şansa bağlı.

Dikkat çeken diğer güzel meydanlardan biri de Plaza San Francisco. Bu meydanda San Fracisco de Assisi klisesi ve manastırı bulunuyor. XVI.yüzyılda yapımına başlanan bu kilise , büyük bir fırtınada tamamen yıkılmış, 1738 , San Francisco de Assisi, bu meydana da adını vermiş ve uzun yıllar Havana’nın en gözde kilisesi olmuş. XVII. ve XVIII.yüzyıllarda dönemin valileri, generalleri ve deniz amiralleri hep buraya gömülmüş. İç mimarisindeki en önemli taraf, ana girişteki , binanın etrafını kemer gibi saran iki geniş koridor. Bu gün hayli eskimiş olmasına rağmen aziz San Francisco’nun ve aziz Domingo Guzman’ın kabartmaları aynen muhafaza ediliyor. Geniş bir bahçeden sonra ulaşılan manastır üç bölümden oluşuyor ve ileri gelen din adamları tarafından kullanılan 111 tane oda var burda.. Önemli ayinlerde kullanılan bu kiliseye 1841 yılında İspanyol hükümeti el koyuyor, gücünü elinden alıyor ve burayı depoya dönüştürüyor.1990 yılında yeniden kiliseye dönüştürülüyor.Günümüzde ise müze ve konser salonu olarak kullanılıyor.

İlk adı Plaza Nueva (yeni meydan) olan, Plaza vieja (eski meydan )1559 da halka açık yer olarak yapılmış.Sonraki yıllarda kentin en çok tanınan meydanlarından biri haline gelmiş. Evler tahta balkonları, kiremit çatılarıyla güneşe ve yağmura karşı ideal.

Kentin kalbi eski Havana’da atıyor ve burda bulunan Plaza de Armas ve Plaza de Catedral (katedral meydanı) kentin diğer önemli meydanları. Plaza de Armas çiçekli bahçeleri ve çeşmesiyle koloniyel kültürün yansıtıldığı bir meydan.Yine koloniyel dönemde çok önemli bir yer olarak kabul edilen bu meydana aristokrat kadınlar güzel giyinip yürüyüş yapmaya gelirlermiş. Burda kentin en büyük eski kitap çarşısı bize nadide kitaplar sunuyor. Politik toplantıların yapıldığı bu meydanın çok yakınında, krallığın gücü anlamına gelen 1540 da kaptan Aceituna tarafından yapılmış olan La real fuerza kalesi nadir eserlerden biri.

Sevilla otelinin önünden deniz kenarına doğru yüründüğünde revolucion müzesi bütün görkemiyle karşınızda durur. Bu müzede devrimin ve direnişin bütün hikayesini belgeler ve fotoğraflarla bulabilirsiniz. İnsanı gerçekten çok etkileyen bu müze Küba’lılar için çok önemli. Çok yakında bir de milli müzik müzesi bulunuyor.

Dünyanın her tarafından gelen ziyaretçilerle dolu olan Plaza de Catedral‘in bu günkü halini 400 yıl önce Havanalılar hayal bile edemezlerdi. Meydan sularla doluydu, 1587 den sonra sular kurumuş ve buraya ilk evler yapılmaya başlanmış. 1867 de hala tamamlanmamış daha sonra yıkıma uğrayan Oratori San İgnacio katedrali nihayet 9 ekim 1772 de büyük bir törenle La Catedral adıyla hizmete açılıyor. Bugün burda en nadide resimler ve sanat objeleri satılıyor.

Çok büyük bir kent olan Havana’nın yeni bölümlerinde de gezip görebileceğiniz çok yer var. Vedado, bahçeli iki katlı evlerin, şık eski villaların bulunduğu seçkin bir semt. Vedado’da deniz kenarına doğru giderseniz karşınıza çok güzel oteller ve hediyelik güzel objelerin satıldığı büyük bir pazar çıkar. Burda ki Riviera otelin en üst katında bulunan lokantanın manzarası büyüleyici güzellikte. Riviera otelin ilerisinde Miramar’da bir de halk piajı var. Havana’lı halk burda serinliyor, oldukça kalabalık bir plaj bu. Vedado’da aksi yöne gittiğinizde kendinizi Revolucion meydanında bulursunuz. İnanılmaz büyüklükte etrafı yemyeşil ağaçlarla çevrili bir meydan bu. Burda, 28 ocak 1853 de doğmuş olan Kübalı şair ve gazeteci Jose Marti’nin çok büyük boyutlarda bir heykeli duruyor. Jose Marti 1895 de sürgündeki siyasal örgütleri bir araya getirmiş ve gerilla taktiklerine dayalı bağımsızlık savaşını başlatmış. Havana’lılar için çok önemli olan Marti’ye bir çok yerde rastlıyacaksınız. Eski kentte, istasyonun karşısında bu gün de aynen korunan Jose Marti’nin evi bulunuyor. Büyük gösterilerin yapıldığı Revolucion meydanında, heykelin tam karşısında, askeri bir binanın önünde büyük boyutlarda bir Che fotoğrafı dikkat çekiyor. Fotoğrafın altına büyük harflerle Che’nin bir simge haline gelen zaferle ilgili sözleri yazılmış. HASTA LA VİCTORIA SİEMPRE –Zafere kadar yılmadan .

Bir çok yerde Hemingway’in izlerini bulmak mümkün. Onun kaldığı Ambos Mundos oteli ve her gün gittiği La Bodequita del Medio çok eski, tipik bir Havana barı. İçeride Hemingway’in imzaladığı bir yazı duvarda asılı duruyor; “Hergün Mohito mu La Bodequita’da, Daiquiri’mi el Floridita barda içerim.” Biz de Hemingway'in yaptığını yaptık. Romla hazırlanan bu içkiler gerçekten o tropikal iklimde insanda vaha etkisi yapıyor. El Floridita çok şık bir bar. Resmi dilin İspanyolca olduğu Küba’da para birimi peso ama dolarsız hiçbir harcama yapamıyorsunuz. Para bozulan büfelere cadega deniyor. Fidel Castro, Rusya’nın çöküşünden sonra burda da ekonomik çöküş olmaması için doları serbest bırakmış. Küba’nın gelişmiş bir sosyal sigorta sistemi var, emekli, dul yetim aylığının yanısıra hastalık, annelik yardımı gibi yardımları kapsıyor. Kübalılar için eğitimin ücretsiz oluşu büyük önem taşıyor. Havana doğum oranının en düşük olduğu bölge

Şeker, puro, Istakoz ve tonbalığı ile de ünlü olan Küba bütün zenginlikleriyle sizi bekliyor.

FİLİZ KUTLAR