Guatemala

guatemala

MAYALARIN EN ÖNEMLİ YERLEŞİM YERLERİNİN BULUNDUĞU, LATİN AMERİKA'NIN EN GÜZEL ÜLKELERİNDEN BİRİ

guatemala_1

MAYALARIN EN ÖNEMLİ YERLEŞİM YERLERİNİN BULUNDUĞU, LATİN AMERİKA'NIN EN GÜZEL ÜLKELERİNDEN BİRİ

 Meksika’da Astek ve Maya uygarlıklarının izini sürerek bir cennet olan Belize üzerinden geçip , folkloruyla, renkli pazarlarıyla, gölleri, yanardağlarıyla ünlü Mayaların en önemli yerleşim bölgelerinin bulunduğu Guatemala’dayım. Önce Peten İtza gölü üzerindeki minicik bir ada olan Flores cennetten bir köşe olmalı. Odamın penceresinden dışarı baktığımda bir teknede, deniz üzerindeyim sanki, karşıda ağaçların dalları gölün üzerine sarkmış, alabildiğine yeşillik.

Minik adada evler tepeye doğru yayılmış, meydanda mağazalar ve bir kilise var. On beş dakikada turlayabileceğiniz adanın etrafı lokantalarla, küçük otellerle çevrili. Bu güzel gölde kayık kiralayıp gezinti yapıyoruz, vahşi hayvanların yaşadığı parkı geziyoruz, Miradora tırmanınca göl bambaşka bir güzelliğe bürünüyor.

Flores’de İki gün kalıp Peten ormanlarının içinde saklı olan en büyük Maya yerleşim bölgelerinden biri olan TİKAL’e geliyoruz. Ormanın içine inşa edilmiş otelde kalıp sabah saat 05 de, zifiri karanlıkta yapılan gündoğumu turuna katılıyoruz. Rehber eşliğinde ormanda sık ağaçların arasından geçerek ayinlerin yapıldığı meydana ulaşıyoruz. Meydanın yan taraflarında krallık sarayı ve tapınaklar var. Çok yüksek bir tapınağın tepesine çıkıp kuş sesleri arasında yoğun bir sis içinde günesin doğuşunu izliyoruz. Gerçekten çok heyecan verici bir görüntü. En eski Maya kenti Vayactun İ.S 374 yıllarında daha sonra da Tikal ve Naranjo kurulmuş. İ:S 900 e kadar da en parlak dönemlerini yaşamış Mayalar. Ormanları yakarak kötü bir şekilde tarım yaptıklarından açlık baş gösteriyor, bu yüzden de çöküşleri hızlı olmuş. On altıncı yüzyılda İspanyolların istilasında sadece birkaç kent varlığını sürdürebilmekteymiş ancak onlar da talandan ve Hıristiyanlaştırılmaktan kurtulamamışlar.

Honduras sınırına yakın küçücük bir kent olan RİO DULCE’ye akşam saatlerinde varıyorum. Işıkların az olduğu kent akşam bana biraz ürküntü veriyor. Ertesi sabah deniz kenarına inip kahvaltımı keyifle yaptıktan sonra minibüsle, nehrin bitip gölün başladığı noktada bulunan, her yerin rahatça gözetlenebilmesi için inşa edilmiş olan Castello de San Felipe’ye (San Felipe şatosu) gidiyorum.

Peten’den yüzmeye gelmiş bir aileyle ahbaplık edip onlarla nehirde yüzdüm, fotoğraflar çektim. Ertesi gün siyah şehir olarak anılan Livington’a turla değil de Guatemala’lılar gibi gitmeyi tercih ediyorum. Önce minibüslerin Honduras Honduras diye bağırıp dolmuş yaptığı Puerto Barrio’ya oradan da Lanchon denilen teknelere binip hoş bir yolculuktan sonra Livington’a varıyorum. Sıcakta biraz yürüdükten sonra soluklanmak için bir kahveye oturuyorum demeye kalmadan karşımdaki okul dağılıyor ve cıvıl cıvıl şirin zenci çocuklar okuldan çıkmaya başlıyor. Belize sınırına yakın bu minik kentde halkın çoğunluğu siyahlardan oluşuyor. Meğer kentin adı bunun için siyah kentmiş. Daha sonra uçsuz bucaksız güzelim sahile gidip denizin, güneşin tadını çıkarıyorum.

Ertesi gün Guatemala kentindenden aktarma yaparak Unesco nun korumaya aldığı, koloniyal yapıların çoğunlukta olduğu mücevher gibi bir kente, Antigua’ya gidiyorum. Akşam bayramlarını kutlamak için kentin bir çok yerine kurdukları sahnelerde yaptıkları folklorik dansları herkes coşkuyla izliyor.

Kentin meydanında çok güzel kafeler ve bir kısmı depremden zarar görmüş olan büyük bir katedral var. Antigua'da güzel el işlerinin, incik boncuğun satıldığı iki büyük Pazar var. Kadınların genellikle mavi rengin hakim olduğu giysileri çok hoş.

Guatemala’daki 33 tane yanardağdan 3 tanesi hala aktif , Pacaya en yüksek olanı. Sabah saat 06 da otobüs beni Pacaya volkanına gitmek üzere otelimin önünden alıyor. İki saat kadar yol aldıktan sonra bu gün çok az kişinin yaşadığı 1250 m. yükseklikteki San Francisco De Sales köyüne varıyoruz. Zorlu bir yürüyüşten sonra 2657 metredeki zirveye ulaşıyoruz. Hala aktif olan yanardağ birden kükremeye, etrafa lavlar saçmaya başlıyor ardından korkunç bir duman sarıyor ortalığı. Bense bir daha göremeyeceğim anları fotoğraf makineme tesbit etmeye çalışıyorum, yanardağ alevler saçarken herkes kaçıyor ama ben fotoğraf çekiyorum.. Yedi yıl öncesine kadar dağlardan yüzü peçeli haydutların turistleri soymak için indiği bu dağlar bugün artık güvenliymiş.

Bu güzel kentten ayrılmak gerçekten oldukça zor oldu .

Güzelliği dillere destan Atitlan gölüne doğru giderken pazarlarıyla ünlü güzel Chichicastenango köyünden geçip Panajacel’e varıyorum. Akşamüzeri dolaşırken inanılmaz güzellikte müziklerin geldiği San Francisco kilisesine merakla girdim. Herkesin kendinden geçerek dini şarkılar söylediği bu ayin çok etkileyiciydi. Orada uzunca bir süre kaldıktan sonra göl kenarına indiğimde her an başka bir renge dönüşen gün batışını kaçırmadığıma çok sevindim, göl gerçekten büyüleyici güzellikte. Tekrar mutlaka gitmek istediğim, gönlümün kaldığı ülkelerden biri oldu Guatemala.